EMITT’2005 İzlenimleri III: Fuarlar, tanıtım ve folklor EMITT İzlenimleri üzerine burada daha önce iki yazı yazdım.
İlk yazımda turizmden pay isteyen yörelerin, beldelerin ve küçük işletmelerin broşürler ve diğer tanıtım malzemelerindeki kalite yükselişine özellikle vurgu yaptım.
İkinci yazımda da bu yıl iyice duyulan “Taşranın ayak seslerine” işaret ettim.
Turizmgazetesi okurlarından fuara katılmış ve bu yazıları okumuş olanların “İyi de davul-zurna seslerinden neden sözetmiyorsun?” dediklerini duyar gibiyim. Fuar süresince de duymamak mümkün değildi zaten. Epeyce şikayet eden oldu, haksız da değillerdi.
Folklor ve tanıtım
Önce biraz daha genel bakmakta yarar var. Folklor (sadece halk dansları anlamında değil, daha geniş anlamı ile) turizmde önemli renklerden birisidir. Yabancı ve yerli bütün turistler için etkileyicidir. Yani tanıtımda bir unsur olması doğal. Biz bu yazımızda özellikle müzik eşliğinde yapılan halk dansları örneği üzerinde durmak istiyoruz.
Bizim ülkemizde öteden beri pek sevilir. Son yıllarda yapılmaz oldu, ama biraz gerilere gidersek Karaköy’e yanaşan turist gemilerini “Kılıç-Kalkan ekibi” ile karşıladığımızı herkes hatırlar. Karikatürlere bile konu olmuştu çok kez, “palabıyıklı kılıç-kalkan ekibinin hamlesi ve turistlerin paniği” ekseninde çok karikatür çizildi.
“Devlet büyüğü, parti büyüğü” karşılamalarında hâlâ sürüyor, izliyoruz. Bu karşılamalarda, bir de iyi ki turist karşılamalarında yapmadığımız, “kurban kesme” gösterileri adettendir.
O zaman halk danslarının fuara taşınması da anlaşılabilir bir şey gibi görülebilir?
Peki tanıtımda halk danslarının rolü ne? Gerçekten profesyonel turizmci ve tatilci-tüketiciyi etkiliyor mu?
İşte burası biraz karışık. Görmeye çalışalım.
Deveye binmek için turist gelir mi?
Turizmde ürünü çeşitlendirmek kadar renklendirmek de önemli. Türkiye turizminin lideri Antalyalıların liderlikle yetinmeyip “Akdeniz Mutfağı” üzerine çalışmalar yapması, Yayla-Yörük kültürünü bir renk olarak turizme ekleme çabaları bunun en açık göstergesi. ( Bu gazetede Nizamettin Şen’in yazılarına bakınız.)
Ama turizmi renklendirirken o destinasyonun ana rengini solduracak ve hele kaybettirecek şeylerden kaçınmak da bir o kadar önemli. Yani tanıtımın eksenine, o yöreye turistin gelişinin (getirilmek istenişinin, diye de okuyabilirsiniz) ana nedeni yerleştirilmeli. Diğer renkler bu ana rengi soldurmamalı.
Bir iki küçük örnekle açmaya çalışayım. Safranbolu, Amasra gibi bilinen, Beypazarı gibi yeni parlamaya başlayan tarihi kentlere yerli-yabancı turistin ziyaretinin ana nedeni bu kentlerin tarihi dokusudur. Tarihi doku içinde süren yaşamdır. Tanıtımın eksenine de bu oturtulmalıdır. Amasya’da benim manava özel olarak ısmarladığım Amasya elması olmayacak mı peki, bir de o güzelim bamyası? Olacak elbette, ama Amasya’nın Yeşilırmak kıyısına dizilmiş yalı evlerinin, Osmanlı mimarisinin zengin mirasının önüne geçmeyecek. Örneği biraz daha açalım: Amasya’da kaya mezarları var, kale var ve yeteri kadar bilinmeyen Ferhat ile Şirin Destanı’nda Ferhat’ın Şirin’e kavuşabilmek için demir dağı delip de kente su getirdiği büyük aşkın izleri var. Bunların hepsi ve daha birçok unsur Amasya’nın tanıtımında değerlendirilmesi gereken renklerdir. Ama Amasya’yı bir tarihi kent yerine “bamya kenti” olarak tanıtamazsınız. Safranbolu’yu da helva kenti olarak!...
Haydi gelin bir de Edirne örneğine bakalım. Edirne deyince hepimizin aklına Kırkpınar Güreşleri gelir ama Edirne Osmanlı’ya başkentlik etmiş, Mimar Sinan’ın başeseri, dünya mimarisinin de başeserlerinden Selimiye Camisi’ni ve zengin bir tarihi mirası barındıran bir kenttir öncelikle. Elbette Kırkpınar’ın kendisi de bir turizm olayıdır ama Edirne’yi Kırkpınar’a sıkıştırmak yanlıştan öte bu tarihi kente haksızlıktır da.
Doğu Karadeniz yaylalarına doğa için, doğa yürüyüşü için gidenler yörenin yerel yaşamını da tanırlar; tulum dinlerler, horon seyrederler, rengarenk giyim kuşamı tanırlar ve bunlar gezilerini renklendirir, zenginleştirir. Ama trekkingçiyi oraya çeken asıl unsur Kaçkarlar’ın doğasıdır, florasıdır. Folkrorik özellikler tali unsurlardır.
Tali unsurları gereğinden fazla öne çıkarırsanız asli unsur gölgede kalır.
Cevabı da içinde olan şöyle bir soru sorsak meramımızı iyi anlatmış olacağımızı sanıyorum: Ege, Akdeniz sahillerine gelen turistler deveye de binerler, ama deveye binmek için gelen var mıdır acaba?
Tanınma ve bilinme üzerine birkaç söz
“Tanınmak” ve “bilinmek” birbirine yakın iki kelime, çoğu zaman da birbirinin yerine kullanılabiliyor. Ama birincisi bir bilgi içermiyor, ikincisi ise kimlik hakkında bir bilgi içeriyor. Belki birbirinden ayırmak için daha iyi iki kavrama ihtiyacımız vardır. Ben bu verdiğim tanımlara göre kullanıyorum.
Milli futbol takımımız dünya üçüncüsü olunca bu olay Türkiye’nin tanınmasına yarar ama bilinmesine çok fazla katkısı olmaz. Süreyya Ayhan atletizmde rekor kırınca da böyledir, Eurovizyon şarkı yarışmasında birinci olunca da...
Bunların ve daha bir çok şeyin toplamı bir ülkenin tanınmasına katkıda bulunur. Giderek ülke bilinir oluyor. Ama tek tek bunlardan dolayı bir ülkeye turist akmaz, haydi daha iddialı söyleyelim tek tek bunlardan dolayı Türkiye’ye hiç turist gelmez.
Neden gelsin ki! Türkiye’ye müzik dinlemeye gelmiyor ki, ama mesela Viyana’ya bu nedenle gidilir.
Konumuza bağlarsak; mesela EMITT’te folklör ekipleri iyi oynadı, diye hiçbir yörenin turist alacağını sanmıyorum. Kimse de zaten bir yere folklör seyretmeye gitmez.
Standa dikkat çekmek, standın önünde, çevresinde kalabalık toplamak ise bilinmeye katkı sağlamaz, tanınmaya da pek yaradığı söylenemez. Dahası ziyaretçilerin sadece folklör gösterisini görüp standı görmeden geçmesine neden olabilir. Oysa ki ürünün öne çıkarılabilecek ne kadar çekici özellikleri vardır ve bunlar gölgede kalmıştır.
Medya bütün hayat gibi fuarı da etkiliyor
Turizmde kısa zamanda önemli başarılar sağlayacağına inandığım ve geçen haftaki yazımda “Taşranın ayak sesleri” diye dikkat çektiğim yeni destinasyonların bazen ana unsurun gözden kaçmasına neden olabilen şovlarının genel medya ile ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Eskiden gazetecilik için biraz şakayla edilen bir söz vardı, bilinir: “Köpek insanı ısırırsa haber değildir ama insan köpeği ısırırsa haberdir.” Kim söylemiş, nerede söylemiş bilmem ama bu olsa olsa bir dikkat çekme şakası olmalı. Şimdi bizim medyamız bu sözü çok ciddiye aldı ve habire köpek ısıran insan arar oldu.
Doğru bir söz var: “Magazinin haber olması normaldir, vahim olan haberin magazinleşmesidir,” diye.
Medyamız haberi magazinleştirmeyi pek sever oldu. Haberin kendisi kayboldu.
Turizm tanıtım ve pazarlanmasında bu tuzaktan kaçınmak gerekiyor. Magazinle adınızı çok geçirebilirsiniz, çok kişinin dikkatini bir an için çekebilirsiniz; ama bunlarla turist çekemezsiniz.
Gene bir örneğe başvuralım.
Kapadokyalı turizmciler bunun en güzel örneğini yaşadılar. Televizyon dizileri arasında çok seyredilen Asmalı Konak Kapadokya’yı herkese duyurdu. “Asmalı konak turları” bile düzenlendi. Ama bunların Kapadokya turizmine kalıcı bir katkısı olmadı. Çünkü diziye yoğun ilgi gösterenler Kapadokya’ya gidebilecek olanlar değildi. Elimde bir araştırma yok ama eminim ki bugün Asmalı Konak meraklılarına dizinin nerede geçtiğini sorsak “Kapadokya” diyebileceklerin sayısı çok küçük bir yüzdede kalır. Çünkü Kapadokya bir kültür turizmi destinaysonudur. Kültür turizminin müşterisi olabilecek kesimler de bellidir. (Asmalı Konak turu düzenleyen ve para kazanan acentaların doğru yaptığını tesilm edelim.)
EMITT ve başka alanlarda tanıtım yaparken de medyanın yaygınlaştırdığı bu magazinel anlayış sanırım hepimizi etkiliyor.
Ama hızla deneyim kazanıyoruz, öğreniyoruz. Hatalarımızı bir daha tekrar etmiyoruz.
Gelecek yıl her konuda olduğu gibi bu konularda da büyük ilerleme sağlanacağından hiç kuşku duymuyorum.
Nabi Tırışık kafası
Turizmgazetesi’nin okurları biliyorlar, arasıra Nabi Tırışık diye bir bey de (erkek olduğunu sanıyorum) yazıyor bu sütunlarda. Çok da okunuyormuş nedense. Kendisini deneyimli gazeteci-yazar olarak gördüğü belli. Bir medya mensubu olarak bu konuda kendisini sorumlu hissediyor mu bilemiyorum. Ama ben bütün Tırışıkları bu konularda sorumlu tutuyorum.
Sadece kendilerini, haberi magazinleştirmekle kalmadılar, bütün ülkeyi magazinleştirmeye çalışıyorlar.
Turizmden bari uzak dursunlar. |